the art of letting go

Biraz oldu yazmayalı,, bazen kendimi kötü hissediyorum. insanlarla yeterince vakit geçirmememe sanki ben engel oluyormuşum gibi geliyor; aslında muhtemelen engel olan benim. Bu bir duygusal korunma mekanizması olabilir mi? evet, öyle sanırım. Bazen birine yakınlaşabiliyorum, o yakınlığı gerçekten hissediyorum ama hemen ardından bir korku başlıyor: 'Bu ne kadar sürecek, ne zaman bitecek?' Bu yüzden daha çok yakınlaşmak yerine mesafeyi korumaya, o çizgide tutmaya çalışıyorum. Sonuçta yüksek ihtimalle bir varım, bir yokum. Bu durum hakkında kötü hissediyorum ama üzerine ekstra düşünmüyorum; zaten içten içe farkında olduğum bir şey için neden vakit kaybedeyim, neden duygularımı daha fazla işin içine karıştırayım ki?

Bilmiyorum, aklım bazen çok karışık. çünkü ben tek bir konuyu, tek bir ilişkiyi, platonik ya da romantik fark etmez, çok fazla takabiliyorum. Sanırım esas kaçtığım şey bu, emin değilim. Düşünmek, hissetmek pek istemiyorum; birini ya da o hissi kaybetmekten korkuyorum. Belki de bunu geçmişte çok yaşadığım içindir. Eskiden kötü kişilerle arkadaşlıklar da kurdum. geçti o zamanlar.. The art of letting go...

galiba benim hissettiğim şeyler çok güçlü ve kuvvetli, nedenini bilmiyorum. tutamiyorum kendimi; o an ne olduysa, daha saniyesinde yaşlar dökülmeye başladı.

Comments

Popular posts from this blog

ben artık kariyer kadınıyım

neyim ben bir medyum mu?

kusulan yaşlar